Gezi
29-03-2018 14:14
Turizm sektörünün değerli ismi Seyahat Yazarı Simay BÖKER yazıyor.

Yer üstündeki tarihi dokusu, sarayları, camileri, yapıları ve her şeyiyle büyülü bir kentte yaşıyoruz.

Yer üstü buz dağının görünen kısmı yalnızca. Bir de bu buz dağının suyun altında kalan, İstanbul için yer altında kalan kısmına doğru büyülü bir keşfe çıkıyoruz.

İlk durağımız bir zamanlar Cibali’nin tütün fabrikası olan şimdi ise binlerce öğrencisi bulunan Kadir Has Üniversitesi. Kadir has üniversitesinin içindeki RezanHas Müzesindeyiz. Arkeoloji Müzesinin mimarı olan Alexandre Vallaury burada da karşımıza çıkıyor.

Buradaki en eskisi kalkolitik döneme uzanan kalıcı eserleri gördükten sonra okulun altındaki Seferikos sarnıcına iniyoruz. Sarnıçlar, diğer bir deyişle yeraltındaki su depoları şehrin su ihtiyacını karşılamakta her dönem büyük rol oynamış yapılardır.

Seferikos sarnıcı da 11.yüzyılda Bizans Döneminde şehrin su ihtiyacını karşılamış ve işlevini yitirdikten sonra Cibali Tütün Fabrikasının deposu olarak kullanılmış. Buradaki sarnıcı gördükten sonra iki tepe arasında kalansarnıca doğru yol alıyoruz. İçeri girerken küçük ama bezemelerinin göz aldığı bir kapı bizleri karışıyor.

Birçok diziye filme ev sahipliği yapan ve İstanbul’un en büyük sarnıçlarından biri olan bu yapı bezemelerine göre M.S. 4.yüzyılda, I. Teodosius zamanında yapılmış. Biz de bu Bizans dönemi için öneminin büyük olduğu sarnıcı görüp rotamızı İstanbul’a görkemli silüetini kazandıran Sultanahmet’e doğru çeviriyoruz.

Defalarca kez geldiğimi sandığım, bildiğimi sandığım bir semt Sultanahmet... Her taşının ayrı bir hikayesi, her sokağın farklı yaşanmışlıkları olan, kartpostallara konu olan, sultanların, padişahların bile burada yaşamayı seçtiği bir semt burası. Buradaki ilk durağımız ise neredeyse tüm Sultanahmet’in altında hazine gibi duran Palatium Magnum yani büyük sarayın bir kısmı olan sarnıcı ziyaret ediyoruz.

Buraya varmak için ahşap konakların gözümüzü aldığı soğuk çeşme sokaktan geçiyoruz. Bugün cafenin altında bulunan sarnıç büyük çabalarla onarılmaya çalışsa da maalesef su baskınları gibi nedenlerden dolayı epey zarar görmüş. Burada bir yorgunluk kahvesi içip yolumuza devam ediyoruz.

Sonraki durağımız rengarenk ipekleriyle bir halıcı. 2 kat aşağı inerken ilk katında bulunan yerdeki büyük cam dikkatimizi çekti ve içindeki mozaiklerle karşılaştık. Bir alt katında ise ayazma ve kilisenin olduğu bu iyi korunan yapının ayazmasındaki su hala duruyor. Düşünün binlerce yıllık bir ayazma, bina yapılırken farkına varılıyor ama o kutsal sayılan pınar ve meryemana ikonosu hala yaşıyor.

Buradan sonra yönümüzü biraz daha Çemberlitaş’a, Bizans adıyla Forum Constantinus’a çıkan yola doğru çeviriyoruz. Bölgenin yeraltında o kadar çok kalıntı var ki...

Tabii bunların hemen hepsi binalar altında kalmış ve betonla bütünleşmiş. Yine de bu kadim İstanbul`un tılsımını bir kez daha hissettiğimiz bu gezideki şimdiki durağımız bir han ve hemen biraz yanındaki başka bir halıcı. Antichos Sarayı`na ait olduğu düşünülen Bizans dönemi Saray Ziyafet Odalarının kalıntılarına sahip bu yer maalesef şu an kazan dairesi olarak kullanıyor. Sokağın biraz aşağısında bulunan Terzioğlu Halıcılık da ise sarayın hamam bölümü bulunuyor. İçeride hala bir rutubet kokusu olsa da tarihin büyülü kokusunu bunu iyi bir şekilde bastırıyor.

Açlığımızı hissediyoruz ve bizlere harika saray mutfağının lezzetli tatlarını sunan Deraliye Restorana doğru gidiyoruz. Buraya giderken Hipodromun burma sütunundan, Dikilitaşından ve Mısır taşından bahsetmemek olmaz tabii. Vardığımızda nefis bir tarhana çorbası üzerinde yediğimiz, uyumuna bayıldığımız patlıcan ve köfteden ve tadi hala damağımda olan baklavamızı da yedikten sonra şu sıralar restorasyon nedeniyle sularının çekildiği, çok az bir bölümünde sazan balıklarının kaldığı Yerebatan Sarnıcını ziyarete gidiyoruz.

Daha öncesinde bazilika varmış burada daha sonra Bizans imparatoru I. Justinianus tarafından sarnıç yapılmış ve sayısız gibi görünen sütunlarından dolayı yere batan sarnıcı denmiş. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra Topkapı Sarayı için bile su ihtiyacının karşılandığı yer olmuş bir süre. Burdaki medusaları es geçmek olmak tabii ki. Bir rivayet, mitolojik bir hikaye.

Medusa yeraltında yaşan 3 Gorgondan biri. Çok güzel bir kadın, kendini güzelliğiyle hep övüyor. Zeus’un tarı tanrı olan oğlu Perseus’u seviyordu. Fakat rivayet o ya Athena da Perdeus’u seviyordu. Gorgo Medusa’yı cezalandırmak için o uzun güzel saçları yılana çevirdi, gözlerini ise bakan herkesi taş yapan bir lanete çevirdi. Bu yüzden sarnıçtaki Medusa kafalarının yan ve ters durduğunu söylerler.

Yerebatan sarnıcının hikayesini de öğrenip rotamızı biraz geriye alıp Eresin Crown Hotele çeviriyoruz. Hotel içinde bulunan mozaik restoran ismini büyük saray içinde bulunan Bizans dönemine ait balık motifli mozaikten almış. Hotelin diğer yanında ise sütunlar ve üzgün eros heykelleri bulunuyor.

Şimdiki durağımız büyük bir hotel ve biraz üstünde bulunan halıcı. Buranın ipek halıları, renkleriyle göz kamaştıran çinileri ve müthiş bir Bizans sarnıcı bizleri karşılıyor. Sarnıç içine ücretsiz gezilebilen sürekli sergi bulunuyor.

Artık doğru Çemberlitaş’a çıkıyoruz. Bir yanımız Eminönü’ne bir  yanımızSüleymaniye’ye bir yanımız vezneciler. Belki de İstanbul’un, eski İstanbul’un, tam ortasında duruyoruz. Kalabalığın içinden veznecilere doğru yürürken tömbekinin kokusunu hissediyoruz ve oraya giriyoruz.

Merdivenlerden inerken hiç düşünemediğiniz bir yer, kapıyı açıyor ve bir nargile cafenin altında saklanan kocaman bir kiliseye bakıyorsunuz. Biraz yüksek fakat hayranlık uyandıran bir Bizans mirası. Maalesef devamı yok, yan binanın duvarıyla kesilmiş.

Artık sona yaklaşıyoruz ve yolumuzun üzerindeki zafer takını, 1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültürel Miras Listesi’ne alınan “İstanbul Tarihi alanları içinde yer alan II.Beyazıt hamam müzesini, bozdoğan kemerinin işlevini yitirmesiyle 4.yüzyılın sonuna doğru hamam işlevini yitirip kilise olarak kullanılan ve Fatih Sultan Mehmet ile Birlikte camii olarak kullanılmaya devam eden Vezneciler’deki camiiyleşu an işler acısı halde bulanan yeşil sütun hakkında bilgilerimizi alıp bir turun daha sonuna gelmiş oluyoruz.

Fakat sonuna gelmeden sonra yeşil sütunla ilgili olarak biraz yakınmak istiyorum. Günümüzde tabiî ki İstanbul’un merkezi neresi diye sorsak herkesi verecek başka bir cevabı vardır. Fakat kanuni sultan Süleyman zamanında Mimar Sinan’dan İstanbul’un merkez noktasını bulmasını istiyor.

Dönemin İstanbul’u sadece Sur içinden oluştuğu için Mimar Sinan belli hesaplamalardan sonra şehrin orta noktasına yeşil bir sütun dikiliyor. Yani önemi oldukça büyük. Fakat günümüzde bu önem hiçe sayılmış bir şekilde duruyor. Betonlar içinde kalmış, her gün yüzlerce kişinin önünden geçtiği fakat farkına bile varılmayan bir hale gelmiş.

İstanbul gizemli şehir, hem yerüstünde sakladıkları hem de yeraltında sakladıklarıyla. Topkapı’dan Eminönü’ne, Cibali’den Fatihe. Birbirine bağlanan yollar, görkemli ve yüzlerce yıldır destanlaşan Bizans sarayının odaları, sarnıçlar, odalar...

Hala ayakta kalmaya yaşamaya çalışan kadim bir tarih...

Kaç kültüre ev sahipliği yapmış, defalarca kuşatılmış. 200’den fazla sarnıca sahip, Büyük Saray’ın modern binalar altındaki kalıntılara sahip bu şehri bir kez de yeraltından baktık. Binlerce yıllık bu şehrin yer altı da tabii ki bir günde bitmez. Bu yüzden Şehrin İstanbul ile yakında olacak olan Yeraltı Kentleri Turu 2’yi dört gözle bekliyorum.

Bize yaşadığımız şehrin yeraltındaki tılsımlı dünyasını gösteren Şehrin İstanbul’a çok teşekkür ediyorum…

Simay BÖKER




Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
Bu Haber İçin Henüz Yorum Yapılmamış