Köşe yazarımız Profesyonel Turist Rehberi Alaattin BAŞODA ``Rehberlik Hizmetinde Cam Tepsi`` isimli yazısında Profesyonel Turist Rehberliğini kaleme aldı.``Cam tepsi, hizmet verenin hizmet verirken gösterdiği hassasiyettir. Üç açıdan inceleyebiliriz: İçerik, hassasiyet ve geribildirim.``
Bir aydır, okuyucularım, özellikle “rehber sorunlarıyla” ilgili bir yazı yazmamı talep etmektedirler. Değerli okuyucularıma şu şekilde cevap vermek istiyorum: Herkes sorunlardan yola çıkarak çözüm bulanacağına inanmaktadır. Oysa bu konuda benim felsefem, rehber ve rehberliğin önemi üzerinde ısrarla durmaktır. Çünkü rehber sorunlarına çözüm üretemeyen şahıs veya kurumların bu mesleğin önemini yeterince anlayamadıkları kanısındayım. Ben her zamanki gibi bu yazımda da rehberliğin önemi ve hassasiyeti üzerinde duracağım.
Ziyaretçilere verilen rehberlik hizmetinin cam tepsi boyutunu açıklamaya geçmeden önce konuya bir anektodla başlamak istiyorum.
Bir zamanlar Anadolu topraklarında bir kral yaşar. Kralın baş hizmetkârı kalenin surlarından düşüp ölür. Kral, baş hizmetkârlığını yapabilecek birini aramaktadır. Birçok kişi bu görev için saraya gelip başvurur. Adaylardan krala nasıl hizmet edileceğiyle ilgili hünerlerini göstermeleri istenir. Değerlendirme ve seçim süreci başlar. Adaylar tüm hünerlerini gösterirler. Fakat içlerinden biri var ki sergilediği hareketle tüm dikkatleri üzerine toplar. Bu aday eline sadece cam bir tepsi alır, krala doğru yaklaşır ve hafif eğilerek: “Haşmetli kralım, beni kabul ederseniz hizmetinizde bulunduğum süre içerisinde bu cam tepsiyi elimden hiç bırakmayacağım” der. Kral adaya sorar: “Neden cam tepsi?” Hizmetkâr adayı, başını kaldırarak kendine güvenir bir ses tonuyla: “Herkes sadece tepsinin üstündekiyle ilgilenirken ben onu taşıyacak olan tepsiyle de ilgilenirim. Çünkü üzerindeki ne kadar önemli bir şey olsa da, onunla hizmet edilene gösterilen değerin açığa çıkarılması daha önemlidir.” Kral, kafası iyice karışmış bir şekilde: “Ben tam anlayamadım bu cam tepsiyi, daha detaylı anlatır mısınız?” diye sorar. Hizmetkâr adayı: “İşin özü ruhla beden gibidir efendim. Siz ruhunuzun ne kadar farkına varır hassas olduğuna inanırsanız, bu hassaslık bedeninize yansır ve ona daha çok dikkat edersiniz. Bedene önem verirsiniz çünkü beden ruhun üzerine giydirilmiş bir elbisedir. Elbise, ruhun kendisini sunuş biçimidir. İşte haşmetli kralım, cam tepsimin üzerindekiler somut içerikli, cam tepsim ise soyut içeriklidir. Somuttan kastım ihtiyaçlarınızı giderecek olan şeyler, soyuttan kastım ise benim size hizmet etme hassasiyetimdir.” diye karşılık verir. Bunun üzerine kral, bu adayı seçip hizmetine alır.
Cam tepsi, hizmet verenin hizmet verirken gösterdiği hassasiyettir. Üç açıdan inceleyebiliriz: İçerik, hassasiyet ve geribildirim.
İçerik: Ziyaretçilerin ziyaret ettiği herhangi bir yer. Örneğin; Kapadokya, Derinkuyu Yer Altı Şehri.
Hassasiyet (sunum): Doğru, mantık süzgecinden geçmiş, grubun özelliklerine göre sınıflandırılmış, anlaşılabilir bir dile uyarlanmış, etik ilkelerine bağlı olarak düzenlenmiş ve konuyla ilgili ziyaretçileri aydınlatıcı bilgiler, ziyaretçilere aktarılırken, ziyaretçilerin kültürleri, hangi millettense o milletin tarihi (önemli ayrıntılar), meslekleri, yaşları, cinsiyetleri, inançları, özel durumları ve en önemlisi ihtiyaç ve istekleri dikkate alınarak aktarılır (Türk kültürü ve tarihi de dikkate alınmalıdır).
Hassasiyeti sekiz boyutta inceleyebiliriz; Kişilik, yaratıcılık ve mizah, onur, dürüstlük, adalet, kollama, tatmin ve kişilerarası beceriler. (Bunları arttırabiliriz (hoşgörü, vb) fakat konumuzu bu şekilde sınırlandırmak zorundayız)
Kişilik: Kişilikle ilgili altı çizilmesi gereken bir husus: Rehber aynı durumda her zaman aynı tepkileri vermeyebilir. Kişilik durumlara göre değişebilir. Rehberin doğduğu yerin özelliklerinden ve zamandan (örn; gün, mevsim) tutun, aile yapısı, sosyal çevresi, eğitimi, içinde bulunduğu durumu, vb. faktörler onun düşünce yapısını, temel becerilerini (iletişim, vb.), ruhsal yapısını doğrudan etkilemektedir. Bu elbette ki yadsınamaz. Çoğu zaman dışadönük rehberlerin turlarda daha başarılı olduklarıyla ilgili bir kanı vardır. Fakat benim düşüncem ise şu şekildedir: Önemli olan hangi kişilik özelliliğinin iyi veya kötü olduğu, ya da daha etkili olduğu değil, rehberin özelliklerini tespit edip kontrol edebilmesi önemlidir. Elbette rehberin daha baskın özellikleri olabilir. Bu baskınlık rehberin psikolojisine veya durumuna göre değişebilir. Sonuçta insanoğlu her özelliği taşımaktadır fakat özelliklerin dereceleri farklıdır. Rehber sahip olduğu özelliklerin farkına varıp ona göre hayatını bilinçli yönlendirirse (öz-kontrol) yaşam tatmin düzeyi artacaktır. Bu bir profesyonelliktir. Bu da rehberin sunduğu hizmetin kalitesini etkileyecektir.
Yaratıcılık ve Mizah: Bulutlu ve kapalı bir havayı düşünün. Kimi insanın içini karartır. Hemen ardından doğan güneş ruha neşe saçar. İşte mizah “kişilerarası ilişkilerde bir güneş” gibidir. İllaki havanın kapanması (gergin bir ortam, vb.) beklenmez. Rehber, yaratıcılığını mizahla birleştirirse, söylediği her söz dinleyene bir güneş gibi gelecektir. Rehberin “canlandırma yeteneği” onun yaratıcı bir kişiliğe sahip olduğunu gösterir. Rehber, “hayal gücü” kuvvetli biri olmalıdır fakat içerikle ilgili doğru bilgilerden uzak olmamalıdır. Yaratıcılık tecrübeyle geliştirilebilir. Tecrübe de “yoğun kişilerarası/kültürlerarası etkileşim” ile arttırılabilir.
Onur: Rehberin dikkat etmesi gereken üç onur vardır: kendi onuru, ülkesinin onuru ve ziyaretçilerin onuru. Rehber, ülkeyi temsil ettiğinden ülke onurunu zedeleyecek davranışlardan uzak durmalıdır. Kendi onurunu zedelemeyen bir rehber, ülkesinin onurunu da zedelemez. Bu durumda “tümevarım” geçerlidir. Kıvılcım, rehberle başlar; alev ise ülkesel imaj ile belirginleşir. Ziyaretçilerin onurunu kırmamak için rehberin dikkat etmesi gereken çok şey vardır: ziyaretçilerin kişilikleri (belirgin gözlenebilir temel özellikler), cinsiyetleri, meslekleri, yaşları, özel durumları, kültürleri, inançları, vb. Örneğin, “Budist” bir ziyaretçiye inek etinin lezzetinden bahsedilmez.
Dürüstlük: Rehber, Derinkuyu ile ilgili bildiği doğru bilgileri aktarırken, bilmedikleriyle ilgili de uydurma bilgiler sunarsa, dürüstlüğü çiğnediğinden hizmetin hassasiyetini de yok etmiş olur. Konfüçyüs bu sorunla ilgili şu şekilde bir çözüm sunuyor: “Sana bir şeyi nasıl bilebileceğini öğreteyim mi? Bildiğin zaman bildiğini anla, bilmediğin zaman ise bilmediğini anla”. Soru sorma ve cevap verme bilgi aktarımında oldukça önemlidir. Rehber kendi kapasitesi kadar sorulara cevap verir. Rehberin sorulara karşı doğru cevap verebilmesi için önceden sağlam bir eğitim almış olması gerekir (temeli sağlam olmalıdır). Kendisine ait bir “bilgi bankası” oluşturması gerekir. Rehber o bilgi bankasından istifade ettiği sürece daha geniş kapsamlı bilgilere ulaşacaktır. Mevlana’nın şu özlü sözü yerinde olsa gerek: “Soru da bilgiden doğar, cevap da.” Rehber, yalan yanlış cevaplar veriyorsa, ya da ağzında bir şeyler geveliyorsa, onun dürüstlüğünden söz edilemez. Dürüst olmayana güven de duyulmaz. Güven yoksa ziyaretçilerin turları onlara tamamen kabus olur ki bu da bölge ve ülke imajını olumsuz etkiler.
Adalet: Rehber “kişilerarası ilişkileri” gelişmiş bir bireydir. Grup psikolojisinden anlayan rehber, grup içi ve grup-rehber arasındaki adalet mekanizmasını da yöneten kişidir. Bu yüzden rehberin tur esnasında adil olması beklenir.
Kollama: Rehber, ziyaretçilerin geldiği ülke(lerin) emanetçileridir. Emanete sahip çıkılmalıdır. Ziyaretçiler korunup kollanmalıdır. Rehber, ziyaretçileri “kişisel emellerine” alet eden bir birey değildir, çünkü rehberin evrensel düşünme kabiliyeti yüksektir. Empati kurarak ”kendisine nasıl hizmet edilmesini istiyorsa, ziyaretçilere o şekilde hizmet vermeye çalışır”.
Tatmin: Rehberin, ziyaretçileri tatmin etmesinden önce kendisinin tatmin olması gerekmektedir. Bu da tam olarak rehberin elinde değildir. Maddi (iş tatmini, sosyal güvence) ve manevi (ruhsal özellikler: işini sevmek, işine bağlılık, vb.) olarak tatmin olmayan sağlığı bozuk bir rehberin yaşam tatmini de olmayacaktır. Bir diğer açıdan bakıldığında “rehberliğin bir meslek olarak görülmemesi” sorunu da rehberin yaşam ve iş tatmini düzeyini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu da doğrudan hizmetin kalitesine ve ziyaretçi tatmin düzeyine yansıyacaktır. Ziyaretçiler nasıl tatmin olur?: Onların ihtiyaç ve istekleri beklentilerinin üstünde karşılanırsa tatmin olurlar.
Rehberin tatmin düzeyi ile ziyaretçilerin tatmin düzeyi doğru orantılıdır. Rehberin tatmin düzeyi arttıkça ziyaretçilerin de artmaktadır.
Kişilerarası Beceriler: Rehberin sunumuyla ilgili bir diğer önemli nokta, rehberin “insani ilişkileri”ndeki başarısıdır. Bu başarıyı etkileyen de “kişilerarası iletişim becerileri”dir. Bu beceriler, sözlü ya da sözsüzdür. Bunlar; güler yüzlülük, uygun giyiniş, uygun duruş, jest ve mimikler, göz teması, dinlemek, açık konuşmak, iltifat, nezaket, dakiklik, uygun ses tonu ve vurgulama, vb.dir. Diğer bir ayrıntı ise, rehberin kendisine has “bireysel sunum tarzı”dır. Rehber, kendisine has bir konsept oluşturarak sunumu gerçekleştirebilir. Sunum, kültürlere göre şekil alabilir. Örneğin, Japonlara sunum yapılırken hareketli (canlı) bir sunumun o kadar önemi yoktur. Çünkü onlar “kültür ve tarih” odaklıdır; dikkatli dinlerler. Almanlar eğlenceyi severler. Onlara daha canlı bir sunum yapılabilir. Sunumda dikkat edilmesi gereken noktalar kısaca şu şekilde verilebilir: ziyaretçilerin temel özellikleri (millet, kültür, meslek…) dikkate alınır; sunumun yapılacağı yer ve zaman doğru seçilir; uygun bilgi için uygun aktarma kanalı seçilir.
Geribildirim: Hizmetin içeriği ve sunum şekli, doğrudan ziyaretçileri etkileyecektir. Ziyaretçilerde olumlu ve yapıcı bir etki bırakılmışsa, hem destinasyonla hem de rehberle ilgili ziyaretçilerin zihninde sağlam bir kanı oluşacaktır. Bu da ziyaretçilerin “olumlu duyurum” yapmalarını sağlayacaktır. En önemli geribildirim ise “Ziyaretçilerin memnuniyeti”dir. Ziyaretçilere hizmet verilirken öncelikle “hassasiyet”e önem veriliyorsa, elbette “ziyaretçi tatmini” de kaçınılmazdır.
Rehberin sorumluluğu büyük, vazifesi ağırdır. Rehber, Anadolu’nun dilidir. Bu dil, hizmette hassas olmalıdır. Kendisini kontrol etmelidir. Gerçekleri araştırıp aktarmalıdır. Unutmamalıdır ki kendisi “bu toprakların sadık bir bekçisidir.” Sözü Mevlana’nın şu tespitiyle noktalamak istiyorum: “Yetmiş iki millet kendi sırrını bizden dinler. Biz, bir perde ile yüzlerce ses çıkaran bir ney gibiyiz.”
Saygılarımla,
Alaattin BAŞODA
Profesyonel Turist Rehberi