Kültür
22-11-2017 08:50
Araştırmacı seyahat yazarı Turizm sektörünün sevilen ismi Numan Çakmak, Büyük Usta Mimar Sinan`ı yazıyor.

``Mimar Sinan,mühendis ve Baş Mimar-organizatör olarak insanlığın gördüğü en büyük dehalardan biri, ser mimaran -ı hassa olarak 50 yıl boyunca Osmanlı`da başmimarlık kurumunu kesintisiz yöneten ve imparatorluğu Roma-İslam ve Osmanlı kültürlerinin senteziyle süsleyen yüksek Rönesans sanatçısı.``

Sinan Kimdir?

Doğumu, kesin olarak bilinmemekle birlikte 1491’in öncesi olarak tarihlenmektedir. Hıristiyan bir ailenin çocuğu olarak Kayseri Ağırnas’da dünyaya gelmiştir.

Ancak, Osmanlı kültürüyle yıkanmış bir Müslüman tasarımcı olarak bütüne katılabilmesi için yeterince kabiliyetli olduğu fark edilmiş, böyle bir çocuğun köyünde kaderine terkedilmesi yerine onu Osmanlı seçkinlerine dahil etmek üzere gerekli işlem başlatılmıştı.

Neticede etnik mensubiyeti tartışılan Sinan’ın, güçlü bir Osmanlı kimliğine sahip olduğu muhakkaktır.

Mimar Sinan,mühendis ve Baş Mimar-organizatör olarak insanlığın gördüğü en büyük dehalardan biri, ser mimaran -ı hassa olarak 50 yıl boyunca Osmanlı devşirme sisteminin ordudan sonra en geniş teşkilatı olan başmimarlık kurumunu kesintisiz yöneten ve imparatorluğu Roma-İslam ve Osmanlı kültürlerinin senteziyle süsleyerek Osmanlı resmi ideolojisini en güzel şekilde tasvir eden yüksek Rönesans sanatçısı.

Sinan,1512 de Yavuz`un tahta çıkışından sonra küçük kıyamet denilen büyük Marmara depreminin yaralarını sarmak ve Yavuz`un Safevi karşıtı politikasına uygun olarak geleneğin aksine ilk kez Anadolu`dan devşirilen Karamanlı Rumlar arasında İstanbula getirilerek acemioğlan olarak orduda yetiştirilmeye başlandı.

1537’de Mimarbaşı Sinan’ın asıl amacı mimarlık olduğundan bu tayinle önündeki bütün engeller ortadan kalkmıştır. Bundan sonraki imzası artık “el-fakīr Sinan sermi‘mârân-ı hâssa”dır. Elips biçimli mührünün ortasında, “el-fakîrü’l-hakîr Sinan”, çevresinde ise “bende-i miskînkemînederd-mend-i ser-mimârân-ı hâssa-müstmend” ifadesi kazınmıştır.

Mimarlığın Öyküsü Başlıyor!

Kanuni`nin Belgrad, Rodos,Mohaç ve İran seferlerine yeniçeri ve giderek zemberekçibaşı(bir çeşit ağır yaylı bölük) olarak katılan Sinan,1534 İran seferinde Van denizinde tekneler yaparak göze girdi ve padişahın yakınındaki yeniçerilere verilen albay rütbesi olan Hasekiler arasına katıldı.

Bu yıllarda Üçbaş mescidi,Bali Paşa camii gibi küçük eserleri de yaptığı anlaşılan Sinan,Boğdan seferi sırasında Prut nehrine kurduğu köprü ile sadrazam Lütfü Paşa`nın tavsiyesiyle başmimarlığagetirildi.

Her zaman Kanuni ve Hürrem ekibine yakın olduğu anlaşılan Sinan`ın ilk önemli eseri Halep Hüsreviye külliyesi,İstanbulda da Haseki Hürrem sultan külliyesidir.

1550 de Hürrem`in artan gücüyle özellikle sekizgen avlulu şifahaneyle genişletilen bu külliyesinden sonra Romalılık idealinin sembolü olan yarım kubbeli şemaları Fatih`ten beri uygulayan Osmanlı mimarisinin tavrına uyarak Ayasofya ile simgelenen bu yapı tipini 3 yarım kubbeli olarak Üsküdar Mihrimah ve 4 yarım kubbeli olarak Şehzade camiinde eşzamanlı uyguladı.

Kariyerinin başlangıcında bu külliye ve camilerle Rönesansın en büyük mimarlarından biri olarak o yıllarda Michelangelo`nun inşa etmeye devam ettiği Roma San Pietro katedralinin şemasına doğu Roma`nın varisi olan Osmanlı tarzında bir yorum getirdi.

Kanuninin çocuklarına ithaf edilen bu camilerle Kanuni, 1540ların başında Macaristan`ı kesin olarak Habsburglardan kopararak Roma verasetinin sahibi olan Osmanlının üstünlüğünü Şarlken`e kabul ettirdikten sonra bu Romalı şemaya sahip camilerle dünyaya siyasi mesajlar verdi.

Hürremden olma oğlu Manisa sancak beyi Mehmed`in beklenmedik ölümüyle kendi adına yaptırmaya başladığı Şehzade camiini oğlunun hatırasına bırakan Kanuni, cihan padişahlığının merkezi İstanbul idealinin kusursuz bir örneği olarak Ayasofya şemasını sürdüren Süleymaniye cami ve külliyesini Şarlken`e batı Roma imparatoru yerine İspanya kralı olarak tanıdığını kabul ettirdiği 1547 İstanbul anlaşmasından sonra yaptırdı.

Kariyerinin en zor ve kapsamlı külliyesi olan Süleymaniye`de Sinan, Ayasofyanın efsanevi ününü aşarak dünyanın en büyük mimarı oldu.

Camiyi her yönden saran 20ye yakın sosyal yapıyla özellikle Haliç tarafında kurduğu basamaklı avlulu medreseleriyle Süleymaniye, başlıbaşına bir semt oluşturdu. Klasik yarım kubbeli Roma şeması uyarlamalarına bu yapı ile son veren Sinan, Ayasofya geleneğine İstanbul`un diplomatik iskelesine Tophaneye 1580 de yaptığı Kılıçali Paşa camii ile şükranlarını sundu.

Mimar Sinan’ın Ölümü…

90 lı yaşlarında Avrupada ve Osmanlıda bitmekte olan Rönesansın rasyonel dengesinin siyasal ve sanatsal anlamda bozulduğunu öncelikle gören Sinan,son yapılarında,yarattığı içmekan dış çephe dengesini kendi eliyle bozarak 16.yüzyıl sonunun huzursuz ortamını tek parça kubbeli merkezi mekanlarını Zal Paşa camiinde dev bir cephe cidarı içinde gizleyerek,Kılıç Ali Paşa camiinde ise sadelikten uzak bir Ayasofya tekrarıyla gösterdi.

Bu yapıları inşa ettiği 1580 tarihli Üsküdar Şemsi Paşa külliyesinde lebiderya bir medrese külliyesi yaratarak avludaki medreseyi iki kollu bir revakla sardığı küçük cami ve ona açılan türbe ile birleştirdi.

Bundan sonra yapılan Mesihpaşa ve Nişancı Mehmed Paşa camilerinde onayıyla Davud Ağa,8 destekli modeli cephe cidarlarıyla son derece karizmatik yorumlarla adeta Barok çağa taşıdı.İnce kabuklu , duvarsız ve desteklerle taşınan kubbeleri tek parça mekanları örten,kuruluş şemasının iç ve dış mimariyi doğrudan yarattığı yüksek düzeyli mekan tasarımlarıyla Sinan, mimari ve estetik uyumun aşılamaz sembolü oldu.

Selimiye inşa edilirken Kıbrıs`ın alınmasıyla köyünden tehcir edilen akrabalarını sultana başvurarak Kayseride bıraktıran Sinan,anılarını çömezi Mustafa Sai çelebiye nehir söyleşi şeklinde Tezkiretül Ebniye ve Tezkiretül Bünyan isimli risalelerle yazdırdı.

Hacca da gitmeyi ihmal etmeyen Sinan, son yıllarında gözlerini kaybetse de Divan`da fikri sorulan bir devlet müşaviri olarak değerlendilerek 3.Murad`a ` hâlâ koca mimarım Sinan Ağa` dedirtmesini bildi.

Olağanüstü teşkilatçılığı ile imparatorluğu bir şantiyeye çeviren Sinan,çalıştırdığı yüzlerce mimar ve yeniçeriler dahil inşaat ameleleri ordusuyla imparatorluğun sonuna kadar enerjisinden pek birşey kaybetmeyecek olan hassa mimarları ocağının da düzenleyicisi oldu.

Çağının Öklid`i olarak anılan Sinan`dan plan ve maket kalmasa da kusursuz bir geometriyle kurduğu yapıları,geleneksel usta-çırak geleneğinin ötesinde çizimsiz ve mücessem resim denilen maketsiz yapılamayacak eserlerdir ki Surname-i Hümayun`da Atmeydanında 3.Murad`ın huzurundan dev bir Süleymaniye maketi geçirilirken görülür.

Tek resmi elinde mimar zirasıyla Kanuni`nin defin töreni minyatüründe görülen Sinan, Süleymaniye`nin Haliç yamaçlarındaki başmimarlık kurumu olarak çalışan sarayında öldükten sonra sarayın yanındaki pergel planlı ve sebilli haziresine gömüldü ki bu yapı kapalı bir türbe değil,açık bir mezardır.

Bu tevazu,mühründe de yazıldığı gibi el fakir ül hakir olarak kendisini tanımlayan Sinan`a adını taşıyan tek eserin bir çizim harikası olan küçük Mimar Sinan mescidini yaptırdı.

 

Yaklaşık 100 yıl ömür süren Mimar Sinan bu kadar eserin her birisini bizzat kendisi inşa etmemiş, ayrıntılarla birebir ilgilenmemiş, bazı yapıların sadece planlarını çizmiş, projeleri değerlendirmiş, Reîs-i mimârân; Mimarbaşı olarak süreçleri yardımcıları vasıtasıyla denetlemiş ve yönetmiştir.

Bu durum Osmanlı İmparatorluğu’nun organizasyon başarısı kadar Mimar Sinan’ın yöneticiliğini, organizatörlüğünü, sevk ve idaredeki başarısını da göstermektedir.

Aynı zamanda, Sinan Çağı’nda da onun takdirini kazanmış, yüksek seviyede iş yapabilen onun nezaretinde vazife ifa eden başka mimarların da varlığını göstermektedir.

Numan Çakmak

Araştırmacı Seyahat Yazarı




Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
Bu Haber İçin Henüz Yorum Yapılmamış