``Gezelim, Görelim ve Keşif edelim`` başlıkları altında toplanması gereken tatil anlayışını şu anki mevcut durumdan vazife çıkararak yeniden yorumlamak ve hayata geçirmek için artık yol ayırımına geldiğimiz bir noktadayız. 2012 yılı, sektör beklentilerimizin kendi irademiz kendiliğinden tanımlanıp hayata geçirilmeyeceğine göre, tüm sorumlu mercilerin ortak karar almasını gerektiren bir süreç niteliği taşımaktadır.
Aslında her şey, kulvarında emin adımlarla koşan ve rakiplerini bir bir geçip varış çizgisine doğru hamle yaparken aniden hasta adam ilan edilen Türk turizminin oksijen çadırına alınması ile başladı. Laboratuar ortamında üzerinde çeşitli deneyler yapılarak kesilip biçilen ve yoğun şekilde müdahalelere maruz kalan ``Turizm`` belirli bir doz aşamasından sonra bir nevi ``Frankenstein`` olarak hayatın içine salındı. Her yıl kızağa çekilerek uyuşturulan ve yeni müdahaleler ile yenilenen turizm, çeşitli evrimler atlatarak yaklaşık 15 yıl süren bu evrimlerin sonunda günümüze kadar geldi. İşin birinci kısmını oluşturan daha önce turistlerin ``Gezelim, görelim, keşif edelim`` tatil anlayışını ``Yiyelim, içelim, yatalım`` ve ikinci kısmını oluşturan ``Araştıralım, pazarlık yapalım ve öyle alalım`` anlayışını ``Aldanalım, satın alalım ve kazıklanalım`` mantığına dönüştüren bu laboratuar deneylerinin bugün ne kadar ``Kronik vaka`` uygulaması halini aldığı yalanı hepimiz tarafından bilinmektedir. Koca bir Ülkenin tarihi ve tabiat değerlerini elinin tersi ile itip, bunları ancak kendi çıkar araçları için devreye sokan bir pazarlama anlayışı altında ezilen konaklama sektörü ise ``Yedir, içir, yatır`` üçleminden öteye yol alamamakta olup adeta kilitlenmiş durumdadır. Peki, cebindeki paraya göre toplu bir hizmet beklentisi ile Türkiye tatillerini planlayan yerli ve yabancı tatilciler tatilleri esnasında ne kadar ekstra para harcamalılar? Onlar yıl süresince çalışıp belirli bir sürede oldukça fazla bir meblağ ödeyip işletme sahiplerini memnun etmek için mi programlamak gerekir? Herkesin çalışarak kazanıp biriktirdiği parayı son kuruşuna kadar harcamasını beklemek elbette yanlış bir anlayıştır. Ancak gelir seviyesi ne olursa olsun, uçuk kaçık olmayan, makul düzeydeki yiyecek ve içecek harcamaları herkesi memnun etmeye yeterli olacaktır.
Turizm sektörünün bacasız bir sanayi olduğunu düşünenler aslında fena halde yanılıyorlar. Sanayi sektöründe yapılan üretimler günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilecek nitelikte tasarlanmakta, üretilmekte ve tüketime sunulmaktadır. Ürün ne olursa olsun kısa ve orta vadeli yatırımlar ile tüketicileri cezp edici konseptler yaratılmaktadır. Oysa turizm sektörü yaklaşık son 10 yıldır sürekli olarak kendini tekrar eden monoton bir mekanizma halini almıştır. Türkiye’nin sadece deniz ve güneş konsepti ile yola çıkıp halen bu temayı işleyerek konaklama tesislerini taşeron olarak kiralayıp sürdürülmeye çalışılan turizm etkinlikleri yenilikçi ve dış dünyanın rekabetçi anlayışından çok uzak bir konumda bulunmaktadır.
Rekabetin etmenin sadece fiyat indirimi ile algılandığı bir sektörü sadece ucuz ürün ve bilinçsiz personel hizmeti ile yürütmekte ısrar etmek, bu sektöre yapılan en büyük haksızlıktır. İstanbul dışında bulunan bölgelerin tarihi ve tabiat güzellikleri ile ön plana çıkarılmadığı bir pazarlama anlayışı, daha çok tanıma ve gezme öğelerini pasifize etmiştir.
Kendimize şu sorular soralım;
-Kemer ile Alanya arasında bulunan Akdeniz bölgesi sahil şeridini ele aldığımız zaman, mevcut tarihi ve tabiat güzellikleri bugüne kadar yeterince tanıtıldığını düşünüyor muyuz?
-Her sahili olan mevcut konaklama tesisinde burada tatilini geçirecek olan tatilcinin tercihlerinde hangi kriterler ön plana çıkıyor. Birbirine yakın mimari anlayış ile yapılmış yan yana dizili tesisleri birbirinden ayıran müşteri tercihlerinin içerikleri ne olabilir?
-Amaç yabancı misafirleri Antalya’ya getirmek ise Antalya’nın kendi üzerine düşen görevlerin yeterince yapıldığını düşünüyor muyuz?
-Bu sorular sırasıyla böyle uzayıp gider sevgili okurlar. Bugün içinde bulunduğumuz sektör şartları bundan 15-20 yıl sonra hangi aşamalardan geçmiş ve nerede olacak?
-Belki bizler uzun süreli hizmet verdiğimiz sektörde bizlerden sonraki nesillerin farklı şartlar altında çalıştığına tanık olacağız. Türkiye’nin yurt dışı turizm tanıtımları bundan sonraki safhalarda neler olacak?
Sonuç itibariyle, asıl üzerinde konuşulması gereken şu an içinde bulunduğumuz durumdur.
Kısaca özetlemek gerekirse;
1-Tesislerde uzun yıllardır süregelen Her şey sistemi artık kronik bir hal almış, başta işletme sahip olmak üzere, tüm yönetici ve personeli negatif yönde etkilemektedir. Bir taraftan satılan ucuz oda, personel ve hizmet. Diğer taraftan ucuz maliyetli yiyecek ve içecek ürün hazırlık ve prezantasyonları ile ay ve sezon bazında gerçekleştirilen cirolar, işletme sahiplerini mutlu etmeye yeterli olmamaktadır.
2-Her şey dâhil sisteminde neredeyse hiçbir yiyecek ve içecek ekstrasının olmaması, genç nesil çalışanlarının servis hizmetlerine olan ilgisini azaltmaktadır. Servis hizmetini meslek olarak görmek yerine tamamen zaman geçirmek ve bekleme durağı gibi değerlendirmelere sebebiyet vermektedir. Genelde hiçbir tecrübe aranmaksızın sadece bolca boş tabak ve bardak toplamak üzere örgütlenen genç hizmetliler bu durumdan mesleği öğrenememek ve meslekte yükselme olasılığı olmamasının tedirginliğini yaşamaktadırlar.
3-Yiyecek içecek hizmetleri sadece otellerde yenilen ve içilen ücrete dâhil hizmetler ile sınırlı kalmamakta, tesis dışındaki yerleşim alanlarında mevcut restoranların içerik ve hizmetlerini aynı şekilde etkilemektedir. Sadece önde gelen büyük şehirlerimiz ile kısıtlı olan gerçek restoran alternatiflerine sahil yörelerinde rastlamak artık neredeyse imkânsız hale gelmiştir.
Mevcut Her şey dâhil sistemi ile pazarlanan sahil otellerinin 2012 sezonunda 2013 yılını kapsayan yurt dışı sözleşmelerini belirli sayıda bir oda bölümünü ‘’yarım pansiyon’’ bazında yapmaları ve her geçen sene bu sayıyı arttırmaları akıllıca olacaktır. Yüzde 100’e yakın bir bölümünün Her şey dâhil sistemi ile çalıştığı tesisler, alacakları akıllıca kararlar ile belki 3-4 yıl sonra Her şey dâhil’den tamamen çıkmış olacaklardır. Her şey dâhil sistemi bugün sadece konaklama tesislerine değil, turizm ile ilgili tüm yan sektörleri doğrudan ilgilendirmektedir. Kabul edelim veya etmeyelim gerçek ve somut olan yegâne durum budur. Sistemde ayrılma sorumluluğunu sadece konaklama sektörünün omuzlarına yüklemek yanlıştır. Bu manada birçok değişik sivil toplum örgütlerinin desteği gerekmektedir. 2011 yılı sonu itibariyle gelen yaklaşık 30 milyon turistin bıraktığı döviz tutarını bizler daha az sayıda turist ile daha fazla edebiliriz. Bir Ülkede turistin her yıl daha fazla artması diye bir mecburiyet yoktur. Mühim olan aynı veya daha az sayıda turist ile daha fazla döviz geliri elde edebilmektir. Bunun başlıca yolları daha fazla doğru tanıtımdan geçmektedir. Tanıtımlarda sadece Deniz, Kum ve Otel temalarını işlemek yanlıştır. Ve sektörde hizmet kavramı tamamen insani eğitim ve değerlere yapılan yatırımdan ibarettir. Tabii ki ayni zamanda turistleri insan yerine koymaktır.
Hepimiz, sektördeki tüm sorumlu kişilerin doğru güzergâhta buluşmalarını temenni ediyoruz.
Sevgi ile kalın…
Can Bekin
Bu Yazı 282 Kez Okunmuş